Akıllı Çocuklar Gezegeni

AKILLI ÇOCUKLAR GEZEGENİ

ÇAĞLAR TUNCAY

 

BİRİNCİ BÖLÜM
Güzel bir gün daha sona ermiş, güneş, bulutsuz, pırıl pırıl gökyüzünden bir kez daha kayarak yavaşçacık batmıştı. Kentteki hemen tüm lambalar da çoktan yanmıştı.
İşte uzaktan bakıldığında, ışığı sarı sarı görülen bu lambalardan biri de Levent’in odasında yanıyordu. Levent ise, masa lambasının yarı aydınlığında, başını elleri arasında almış, birazdan kopacak fırtınayı nasıl atlatacağını düşünüyordu…
Gerçek ir fırtına değildi bu. Yan odada, Levent’in annesiyle babası Burhan Bey arasında geçen konuşmaydı. Konu, Levent’in son günlerdeki başarısızlığıydı. Levent, babasını okulda görmüştü bugün. Ya kendiliğinden gelmişti babası, ya da öğretmenleri çağırmıştı.
Babasının sesi gitgide yükseliyordu. Annesi ise, sık sık “Yapma bey, sinirlenme bu kadar” diyerek onu yatıştırmaya çalışıyordu.
Levent, aslında başarılı bir öğrenciydi. Bütün derslerinde, hep yüksek notlar alırdı; özellikle de Fen Bilgisinden. Ama eskiden… bu yıl ne olmuşsa olmuş, dönem başından beri Levent’in notu, düşmeye başlamıştı. Hatta zayıfı bile vardı Fen Bilgisinde…
“Yakında kendini toparlar, yine eskisi gibi yüksek notlar alır bey. Yeter ki sen sinirlenme!” diyordu annesi…
Levent bu konuşmayı yan odadan duyuyordu. Babasının ne kadar öfkeli olduğunu anlıyor, elleriyle kulaklarını sıkı sıkıya kapayıp daha fazlasını duymamaya çalışıyordu… Bir yandan da, birazdan içeri çağrıldığında, neler söyleyeceğini aklından geçiriyordu.
“Artık dayanamayacağım!… Her şeyi anlatmalıyım!” diye mırıldandı kendi kendine.
“ Evet, evet her şeyi! Daha fazla gizleyemem!…”
Tam bu sırada, Burhan Bey yan odadan gürleyerek seslendi!
“Levent! Gel bakayım buraya! Seninle konuşacaklarımız var!.……”
Eyvah!…babasıyla konuşmaya henüz hazır değildi ki Levent… Ne söyleyecekti şimdi?… Tamam, her şeyi anlatmaya karar vermişti, ama söze nereden başlayacak, nasıl tamamlayacaktı. Aklını şöyle bir yokladı. I-ıhh! Bomboştu kafasının içi.

 

Birden babasını, odanın kapısında gördü. “Okulda işler pek iyi gitmiyormuş oğlum. Doğru mu? Fenden kırık not almışsın yine…”
Derin bir sessizlik oldu…
Böyle birdenbire odaya dalan babasına ne diyebilirdi şimdi?
“Eeee, şey” diye kekeledi yalnızca…
Babası, ellerini yumruk yapmış, beline dayamıştı. “Bugün, ders durumunu öğrenmek için sizin okula uğramıştım. Öteki derslerin de iyi sayılmaz ama, Fen Bilgisi kötü, çok kötü hem de. Zayıf gelebilirmiş karnene… Öğretmenin öyle söyledi.”
“Öğretmen mi?… Başka şeyler de söyledi mi?”
“Yoo! Başka ne oldu ki? Yaramazlık mı yaptın yoksa?”
“Hayır babaaa! Soğuk füzyonla ilgili bir şey söyledi mi? Onu sordum.”
Sorusuna yanıt beklerken, onun yerine hiç beklemediği başka bir soruyla karşılaşan herkes gibi, Burhan Bey de çok şaşırmıştı.
“… Soğuk füzyon mu?”
Levent, kendinden emin, yanıtladı:
“Evet, soğuk füzyon.”
Babasının şaşkınlığı giderek artıyordu:
“Bunun ne ilgisi var seninle?”
Levent, biraz doğrulup “Ben, …ben, soğuk füzyon yapabilirim baba!…” diyebildi güçlükle.
“Sen mi!?”
“Soğuk füzyon! Öyle mi?… Akşam akşam güldürme insanı.”
Şaşırma sırası şimdi Levent’teydi. Babası ona inanmıyordu işte, hem de hiç inanmıyordu. Oysa Levent, geçen yazdan bu yana sürekli bu konuyla ilgileniyordu…
“İnan ki yapabilirim baba” dedi. Sonra yutkundu. Şimdi sözlerini sürdürse miydi acaba?
Derin bir soluk aldı… Gözlerini kaldırıp babasınınkilere dikti:
“Son günlerde hep bu konuyu düşünüyorum. Sanıldığı kadar zor değil aslında.”

 

İstiyordu ki, babası ona inansın! İnansın, destek olsun. İçinde öyle bir duygu vardı; eğer babası ona inanır da destek olursa, her şeyi başarabilirdi Levent. Her şeyi!…
Oysa babası, biraz da alaycı bir sesle şunları söyledi:
“…İyi ama, o denli kolay olsaydı bilim adamları çoktan başarırdı herhalde. Öyle değil mi?”
Levent, bu kez soluk bile almadan atıldı:
“Ben başarırım. Böylece insanlığa sonsuz enerji sağlayabilirim baba.”
Bu son sözleri söylerken babasını pek ikna edemediğini anlamıştı.
“Bana bak oğlum! Aklını başına devşir. Böyle abuk sabuk işlerle uğraşacağın yerde, otur derslerine çalış sen, güzel güzel! Olmaz mı?…!”
Babası, ellerini belinden indirmiş, çıkmak üzere kapıya doğru yönelmişti ki, Levent, son bir umutla,
“Soğuk füzyon daha önemli ama, düşünsene. Bir başarırsam…” deyivermişti. Buna karşılık, Burhan Bey geri dönüp onun yüzüne bakmadan,
“Sen kendi derslerini bile başaramıyorsun. Nerede kaldı soğuk füzyon… Hayal bunlar, hayal!” dedi ve kapıya doğru bir iki adım attı.
“Onun yerine otur da derslerinle ilgilen biraz!”
Levent, umudunu tümden yitirmişti. Keşke, yer yarılsa da yerin dibine geçseydi şimdi. “Keşke hiçbir şey anlatmasaydım” dedi kendi kendine… Ama babası da duymuştu bunu, kapıdan çıkmak üzereyken geri döndü ve biraz da yüksek bir sesle,
“Kendi kendine konuşmaktan da vazgeç! Tamam mı?!!” dedi.
“Tamam” dedi Levent… “Tamam, tamam!”
Babası odadan çıkmıştı artık. Levent, şimdi yapayalnızdı… işte tam o sırada, hiç beklenmedik bir şey oldu. Sanki, perilerin çaldığı, son derece güzel ve ince bir müziğin sesi duyuldu. Sonra da en az müzik kadar güzel, ince bir çocuk sesi…
“Seninki çok güzel bir amaç Levent! Sakın vazgeçme soğuk füzyondan!”
Levent çevresine bakındı… Yapayalnızdı…

 

“Kim o? Kim var orada?… Orada kim var dedim?! Kim konuştu??? Anne?!…Anne!!”
Annesi mutfaktaydı:
“Ne var?”
Levent, sesini biraz daha yükseltti. “Sen mi konuştun anne, bir şey mi dedin?”
Levent’in annesi, akşam yemeği için hazırlık yapıyordu mutfakta.
“Yoo. Mutfakta iş görmekten konuşacak hal mi kalıyor bende?”
Gerçekten de, çatal kaşık sesleri geliyordu mutfaktan…
“Öyleyse kim konuştu? Ben ne duydum öyleyse? Babam değildir, annem konuşmadığına göre… Evde başka kimse de yok…” O güzel ve ince kız sesi bir kez daha duyuldu.
“Soğuk füzyonu gerçekleştirmek için var gücünle çalış Levent sakın yılma!”
Bunun üzerine, kendini tutamayan Levent haykırdı:
“Kimsin sen?!… Kimsin dedim?!!…Heeeyy!!!..”
Babasıyla göz göze geldi. Yine kapıdaydı babası:
“Ne var Levent? Niye bağırıp duruyorsun akşam akşam?”
Babasına doğru koşup bacaklarına sarıldı.
“Baba! Baba birisi konuştu benimle, olmayan birisi konuşşş…”
Birden irkilip gerisin geriye kaçtı babasından. “…Yoo! Kimse konuşmadı… Ben de bağırmıyordum zaten. Şarkı söylüyordum, ya, şarkı… Daha dün annemizin yollarında yaşarken çiçekli bahçemizin kollarında koşarken…”
Heyecandan, şarkısının sözlerini de şaşırmıştı. “Ay aman!…daha dün annemizin kollarında yaşarken…”
Aynı gece, ama biraz daha geç bir saatte, Leventlerin arka sokağında oturan Güllerin kapısının zili çaldı. Gül’ün annesi, akşam bulaşığını yıkıyordu. “Gül! Kapıya bakıver kızım!”
Gül de boş oturmuyor, ağabeyi ile paylaştığı çalışma odasında, ertesi günün ödevlerini hazırlıyordu. Bu yüzden, itiraz etti.

 

Kitabın devamı için Aşağıdaki PDF dokümanını indirebilirsiniz.

Download PDF ->  Akıllı Çocuklar Gezegeni

 

Akıllı Çocuklar Gezegeni

 

Bir yanıt yazın