Bilim ve Ekonomi -2-

Astronomi, gastronomi ve ekonomide gözlem yapılabilirken deney (eh, belki gastronomi hariç tutularak) asla yapılamaz. Bu nedenle de, her hangi bir önermenin doğruluğu veya yanlışlığı sınanamaz.  Bu gibi durumlarda da “Teşbihde hata olmaz.”, “Sen tersini kanıtlayabilir misin?” ve benzeri safsatalara başvurulur çoğu kez. Oysa, bunları terennüm eyleyenler anlamlarından bile bi_haber olabilir. Teşbihte yani benzetişte hata olmaz sözü, teşbihte hata yapılmaması yolunda bir uyarıdır. Yani, teşbihi doğru yapmak gerek anlamındadır da ilgili teşbihin doğru olup olmadığının nasıl saptanacağı muallakta kalır. Örneğin, ceviz içi pek çok kişi için pek makbuldür. Zira, beyin gibi kıvrımlıdır. “Dolayısıyla, beyine benzediği için beyine şifadır.” diye addedilir. Beyine faydalı olmasıyla ikisinin de kıvrımlı olması arasında herhangi bir ilinti olmayabilir tabii ki. Yoksa beyin de cevize iyi gelirdi. Değil mi? Benzer şekilde, bir önermenin zıttının (tersinin) doğru (yanlış) olması, o önermenin yanlış (doğru) olduğuna kanıtlık teşkil etmez ki. Malumdur; “Sokrat keldir. Sokrat Atinalıdır. Demek ki Atinalılar keldir.” çıkarımının tersi (zıttı) ile falan akılda oynayarak akıl jimnastiği yapmak pek eğlencelidir.

Ama, bu tür akıl oyunlarının yanı sıra, neden-sonuç ilişkileri de çoğu disiplinsiz dimağlarda yanlışlığa yol açar. Bir biri ardına kısa sürede ortaya çıkan olaylardaki sebep ile sonuç elbet zor ayrıştırılabilecektir. Ama şu ünlü yumurta-tavuk sorusunda olduğunca hatalar nasıl yapılır, bu fakir kolay anlayamaz?! “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” sorusunun yanıtı tabii ki, “Yumurta tavuktan çıkar, yumurtadan da civciv çıkar.” şeklindedir. (Bu sorunun, evrime ilişkin yönünü atlamayayım; asıl soru şöyledir: “İlk tavuk yumurtadan mı çıkmıştır; yoksa, ilk yumurta mı tavuktan?” Bu sorunun yanıtını bilmiyorum.)

Yukarıdaki nedenlerle ve hatta fazlasıyla ekonomiciler ekonomiyi ve dolayısıyla kendilerini pek önemserler, önemseye gelmişlerdir. En ünlü ekonomicilerden K. Marx ve F. Engels’in pek çok yazısında bilimin bir ekonomi ürünü olduğuna dair atıflar vardır. Bu eksiklik günümüzde de hayli yaygındır. ODTÜ’den yakinen bilirim; bilim öğretimi yapılan pek çok kurumda bilimin ne olup olmadığına değinilmez pek. Değinildiği zaman da komik komik şeyler çıkar ortaya. Adeta, bilimcidir yüzer bilim içinde, bilmez bilimi.

Bir gramlık minicik bir tohumu ekip toprağı, havayı ve suyu karıştırıp Gün altında yüz, yüz elli gramlık ekin saplarına dönüştürebilmenin bilgisidir bilim. Gözlem de vardır burada, deney de, yasa da. O ekin dallarından sapla samanı ayırıp, öğütüp un elde etmenin bilgisidir bilim; savurucu yabanı üretişin, öğütücü taşı seçip biçimleyişin ve döndürüşün bilgisidir bilim. Sonra o una uygun oranda su katıp yarı plastik hamur elde edişin sonra da o hamuru gayet itinalı şekilde gayet itinayla ayarlanmış sıcaklıkta gayet itinayla saptanmış sürede pişirmenin bilgisidir bilim. Eh, şimdi afiyet olsun o ekmeği yiyene!

Fark ettiniz mi, bu son paragraftaki süreç; doğrudan doğruya Yer’in değişik yerlerine dağılmış Güneş enerjisini silip toplayıp gövdemize içselleştirebilmektir özetle. Diğer bir deyişle, bu süreçte Güneş enerjisin dâhil olmadığı hangi aşama var? Yahut, Güneş enerjisinden başka ne var? İşte; senin, benim, sizin, bizim hepimizin var oluş reçetesinin adıdır bilim. Bilimsiz, var olamayız ki.

Bir yanıt yazın