Bugün kuvantum günü 14 Nisan, neş’e doluyor insan -II- ve SUGAR#11

Müsaadenizle önce bir güleyim. Lütfen alttaki bandı tıklayın.

Tıkladıysanız teşekkür.

Şimdi daha büyük bir hoşnutlukla söyleşebiliriz.

Konumuz kuvantum, daha doğrusu kuvantum fikrinin finansa uygulanışı.

Başlangıç, tabii ki Canberra’daki Econophysics Colloquium ve orada kulak misafiri olduğum “algorithmic trading”, “finance robots” içerikli konuşmalar.

Döndüğümde veryansın ettim; finans robotu yapacağım, otomatik alsat yapacağım diye.

“—‘—Olabilir.’ deyip destek çıkan birkaç kişi oldu.” desem inanır mısınız?

İnanmazsınız tabii. “—İnanırım.” deseydiniz de ben size inanmazdım.

Kendi başıma başladım.

Günlük finansal veri, şu iki özelliği nedeniyle kuvantum yaklaşımına gayet uygun gibi görünüyordu. Hem fiyat adımları ayrıklı (dicrete) ve periyodik idi hem de fiyat basamakları (bir enstrümandan diğerine değişse bile) her enstrüman için sabitti. Dolayısıyla finansal veri basamaklı idi bu özellik de başarılı olabilecek kuvantum uygulamalarını mümkün kılabilirdi.

Gelgelelim, günlük veri denilen şey, gün içindeki binlerce tık-verinin açılış, yüksek, düşük ve kapanış (AYDK) olmak üzere sadece 4 tanesine ait idi. Bu da elde edilecek sonuçları güvenilmez kılacaktı elbet. Ama öte yandan, ne o zamanki Excel yazılımı ne de onu kullanacak olan bilgisayarım, tık-veri işleyebilecek yeteneklere sahip değildi. Geriye bir tek, ben lisans öğrencisi iken açık olan Teorik Kimya Bölümün’den asistanlığını Şakir Erkoç’un yaptığı Önder Pamuk hocadan aldığım derste öğrendiğim Fortran IV dilini kullanma seçeneği kalıyordu. Ama, bu dil el’an hem hayli eskimiş idi hem de yazılım paketlerini edinmek hayli müşkül bir hale gelmiş idi. Yine de başka çare olmadığı için Fortran IV ile başladık. (Kim ile mi? Herzamanki gibi me&me co.)

Olur a, bu yazıdan özenip algoritma kurmak isteyen okuyucu çıkabilir. Bu nedenle belirteyim ki, her algoritmanın başarısı onu yazanın araştırma, irdeleme ve azim yeteneklerinden fazla olamaz. İşte bu duygu da beni kahretmekteydi ilk aylarda. Ne yapsam, ı-ıhh! Hiçbir güvenilir sonuç elde edemiyordum. Bunun da nedeni, tık-verinin hayli dinamik ve dolayısı ile kontrol altına alınabilmesinin hayli müşkül oluşu idi. Bir de, bu benzetimlerde elde ettiğim kazançlar gerçeklikteki komisyon, vergi, spread ve swap gibi masraflar tarafından ezilip yok edilmekteydi. Eh tabii, kolay iş olsaydı zaten pek çok kişi tarafından bulunmuş kotarılmış olurdu.

İşte ben finansal İskender’in önündeki Gordion kördüğümü tam da buydu ama o düğümün nasıl bir kılıçla kesileceğini bile bilmiyordum. D. Stauffer de bu konuyla ilgilenmiyordu. Dediğine göre, böyle boş işlerle uğraşmak yerine çıkarımı düşünüp bolca makale yazmalıydım.

Stauffer’in hakkımda bilmediklerinden biri de şuydu; oldum olası sevmişimdir boş işleri! Misal, yüksek lisans ve doktoram sırasında üç beş eblehi de taşımışımdır, seve seve. Onlar beni kullandıklarını düşünmekle mutlu ve akıllarınca başarılı sanırlardı kendilerini; ben de, daha çok zorlanarak yani halter sporundaki gibi sürekli kilo artırarak kendimi güçlendirirdim.

Başka bir misal, üstüme vazife değilken ve bana sözüm ona hiçbir kârı olmayacakken ODTÜ kütüphanesindeki harap kopyasına rastlayıp okuduğum From X-rays to Quarks kitabını güzel Türkçe’mize çevirmemdi. Kütüphanedeki kopya, benden önceki (tanıdığım bildiğim ama burada anmayacağım) bir okuyucu tarafından karalanmış, sayfalarına notlar yazılmış ve bu gibi işlemlerle hayli hırpalanmıştı. Bunların günahı bile üstüme kaldı.

Millet faydalansın diye, üşenmedim tercemeyi taa İstanbul’a Sarmal Yayınları’na götürdüm. Sahibi Işıtan da beni yazıhanesinin çatı katına çay kahve içip sohbet etmeye davet etti ve telefonla rahatsız edilmemek için sekretere talimat verdi. Habire de gülümsemekteydi. Çünkü, gayet kârlı bir işle karşı karşıya idi. Üstelik, hemen hiç uğraşmayacaktı o kârı elde etmek için. Çaylağın biri karşısında oturmaktaydı işte.

Anında 1000 kitaplık sözleşme yaptık. Ama, o 1000 kitabın tamamı satılamadı (!) gitti bu güne dek. Bkz. https://www.google.com/search?q=x+%C4%B1%C5%9F%C4%B1nlar%C4%B1ndan+kuarklara&oq=x+%C4%B1%C5%9F%C4%B1nlar%C4%B1ndan&aqs=chrome.2.69i57j0i19i512j0i19i22i30l2.9587j0j7&sourceid=chrome&ie=UTF-8

Oysa, Arkadaş Yayınları’ndan çıkan Uygarlığın Seyir Defteri kitabım haftalarca “best-seller” olmuştu Işıtan da telefonlarıma cevap vermez olmuştu.

Ertesi yaz, İstanbul’a yine gittiğimde tanış yayıncılarla da görüştüm tabii Işıtan’a gideceğimden çünkü sözleşmeyi yenilemeksizin kitabımı satmayı sürdürdüğünü söyledim. Sonrasında ise, büyük bir pişmanlık duydum. Meğer Işıtan bir iskelede vapur beklerken (Karaköy iskelesi galiba) iskeleden denize düşmüş de zor kurtarmışlar.

İşte ne zamanki ilk robot çalışmaya para kazanmaya daha doğrusu kazandırmaya başladı, işte o zaman X ışınlarından Kuarklara kitabımı yeniden hatırladım.

Hoş, robotun başarıyla çalışmasına dek yıllar geçmiş ve o arada bir birinden ilginç pek çok olayla karşılaşmıştım. Her şeyden önce tık-veri bulmak kolay değildi. Foreks veya o zamanki adıyla IMKB olan BIST enstrümanlarının 1 dakikalık verilerini kullanmakla işe başlamıştım. Bu verileri Excel çalışma sayfasına indirip öncekilerle birleştirerek incelemeye değecek uzunlukta veri tabanı elde etme çalışıyordum. Burada asıl sorun, 1 dakikalık AYDK değerlerinden A’yı mı, Y’yi mi, D’yi mi, yoksa K’yi mi, hangisini tık-veri olarak hesaplamalara dahil etmem gerektiğini bilemeyişimdi. O devasa veri setini Fortran IV ile çalışmak da işin başka bir zor yanıydı.

Ama mümkün olsa da foreks için Metatrader veya borsa için Matriks programlarına birer yazılım bağlansa da, anlık veri henüz oluşur oluşmaz inceleme kütüğüne alınıp işlenebilse, her şey ne kadar kolay olurdu. Ama bunu kotarabilmek için Fortran IV hayli yetersiz kalıyordu.

Bu sorunu aşmak için, bir Bilgisayar Mühendisi’nden yardım almam gerekliydi. O mühendis de birkaç yıl önce benden fizik dersleri almış H. K. olabilirdi pek ala. Bir akşam email attım ona, havadan sudan bahseden cinsinden. O da ertesi gün yanıtladı. Bir hafta içinde de o yazılım ortaya çıkmaya başladı.

İki tane olmazsa olmaz koşulum vardı. Biri, yaptığımız işi yani bizim programımızı Metatrader veya Matriks görmeyecekti. Bunun için, tik veriyi dışarı çıkarmamız gerekiyordu.

İlkin Metatrader’da denedik Wine tabanlı bir yazılım ile. İkinci koşulum da, çıkan veri benim tarafımdan Fortran IV programı ile işlenip sonuca göre AL/SAT sinyali oluşturulacak ve bu sinyal de Metatrader’ın AutoTrading işlevi aracılığıyla gerçek AL/SAT emirlerine dönüştürülüp işleme konacaktı. Bu amaçla K.H, Fortran IV’un kullanabileceği özel bir fonksiyon kütüphanesi ekleyecekti yazılımına, hani Excel’in fonksiyonları var ya, onlar gibi işte.

Bir hafta sonu el yazısıyla üç beş maddelik bir sözleşme yaptık aramızda ve bütün bu yazılımlar tamamlandı, yüklendi ve çalışmaya başladı, sonraki birkaç ay içinde.

Ama bu sürede hiç balık tutamadım. Sürekli zarar yazılıyordu. İlk kapital ne denli büyük olursa olsun birkaç gün içinde tümü eriyip gidiveriyordu elden avuçtan. Neyse ki, işlemler henüz sanal idi.

Hımm! Gerçekten de, işler kolay olsaydı o ana dek başkalarınca çoktan halledilmiş olurdu. Demek ki, evet demek ki… Herkese salık verdiğim, derslerimde sürekli andığım bir ilkeye yeniden sarılmam gerekiyordu. Hani derler ya, öküz altında buzağı aranmaz diye. Ben öküzü arıyordum ve buzağı altına bakmadan olmazdı. Baktım, buzağı altına…

Evet evet! Oradaydı işte!

Sonraki birkaç gün bilgisayarımı açamadım bile. Sevinç ve heyecandan tabii ki. Yanlış bir şey yapıp da programları bozmayayım diye.

Yaklaşımımız gerçekten de olağan üstü çok kazançlı sonuçlar veriyordu Dow Jones endeksi üstünde. Nasdaq ve S&P endekslerini denedim; onlarda da verdi. Eh, bu kadarı bile yeter de artardı her ademi ihya etmeye.

Günde 10 kaldıraçla minimum %2 kazansan yaklaşık 250 işlem günü tutan bir yılda parayı yaklaşık 141,7 katına üç yılda da yaklaşık 2,88milyon katına çıkarmak mümkün olabilecekti. Hey Allah’ım aklıma mukayyet ol! Fıttırmama engel ol ve bütün bunlara dayanma gücü ver bu naçiz kuluna!…

İyi hoş da el oğlu salak değil ki, Ya, H.K. mesela, benim bilgisayarıma yüklediği yazılım içine kötü amaçlı bir başka yazılım da yüklediyse ve yaptığım her şeyi kolonlayıp internet yoluyla kendine çekiyorsa?! Olur mu olmaz mı? Fikir basit, yazılımı da H.K. için çocuk oyuncağı sayılsa yeridir.

Yahut, en azından bana kurduğu sistemi kendine hem de çok daha iyisini kurup algoritma madenciliği yapamaz mıydı?

Yapabilirdi tabii ki. Yapmış olma ihtimali de hayli yüksek olmalıydı. Ama aramızdaki sözleşmeyi, adres ve tarih ile birlikte “okudum anladım, onaylıyorum” diye yazıp tükenmez kalemle imzalamıştı. Bendeki kopyası da telif hakkı bakımından bana gayet açık bir üstünlük sağlıyordu. Hayır, H.K. hiç de aptal biri değildi. Tam tersine, her açıdan gayet donanımlı ve yetenekli bir delikanlıydı.

Yine de n’olur n’olmaz, o sözleşmeyi kitaplıktaki klasöründen alıp fotokopilerini çıkarıp bir tanesini de belki odada lâzım olur diye aslının yerine aynı dosyaya telledim. Sonradan aklıma geldi, her sabah odaya girdiğimde ilk işim o fotokopiye bakmak olurdu. Fotokopiye bakmak için beni dürten şeytan, onu çalmak için H.K.’yı da dürtmüş olabilirdi pek ala.

Bir Pazartesi sabahı da şeytani icraat için fazla beklenmemiş olduğunu gördüm. Kopyadaki her önemli sözcük ve H.K. imzası daksil ile itinalı bir şekilde kaplanmış, görünmez kılınmıştı. Işıkla araya konduğunda falan görünmüyorlardı. Da, niçin sadece imzaları silmekle bırakmayıp önemli sözcükleri de silmişlerdi acep? Bunu kaç kişinin yaptığını bilmiyordum ama en az bir kişi gözcülük yaparken bir başkası silme işlemini gerçekleştirmiş olmalıydı. Her şey iyi hoş da alt tarafı bir fotokopiden kim ne istemişti? İhtimaldir, gece karanlığında ve el fenerinde iş tuttulduğu için o daksillenen kağıdın asıl sözleşme değil fotokopisi olduğu anlaşılmamış dolayısıyla imzanın da tükenmez kalemli olmadığı anlaşıl-A-mamıştı. Bir de tabii, bütün bunlarla akılları sıra bana tehditkâr bir mesaj verilmiş oluyordu.

Tedbirleri severim. Excelle çalışırken de bütün işleri dizüstü bilgisayarımda yapar eder, odadan çıkmadan da bölümün bilgisayarında bir iki tane saçma sapan yanlış yunluş Excel dosyası yaratır bırakırdım. Çocukluğumda hırsızları özendirebilecek kadar basit ve tek katlı bir evde otururduk ve anneannem döşek altı minder altı gibi hemen bakılası sağa sola beşer onar lira koyardı. Maksat, hırsız girdiğinde bir şeyler bulsun da fazlasına musallat olasındı.

Akşamları de eve gidince dizüstü ile kendi internetime bağlanır, sonuçları test ederdim.

İşte şimdi yine gülme zamanı.

Lütfen alttaki bandı yine tıklayın.

Tıkladıysanız teşekkür.

Ey sevgili H.K.! O sözleşmenin aslı da daksillenmiş daksillenmemiş kopyalarının hepsi de halen bende ve bir kırmızı klasörün ilgili dosyasına telli bir şekilde hem de ıslak imzaları ile sapasağlam duruyor!

İyi de bütün bunların kuvantumla ilgisi ne? Değil mi?

İşte şimdi, tam da o konuya geldik.

Bilgisayar robotlarım çalışmaya başladığında Sarmal Yayınları patronu Işıtan yeniden aklıma geldi idi; “X ışınlarından Kuarklara” kitabının yazarı Emilio Segre’nin hocası Enrico Fermi’ye dair aktardığı bir olay nedeni ile.

Fermi, bir spor salonu kıyısında kurduğu ilk ve tabii ki mini bir nükleer reaktörde ilk yapay çekirdek bozunumları oluşturduğunda bunları tespit edip sinyallerini çevre hoparlörlerinden yayımlar imiş.  Ben de tuttum, her robot kazançlı pozisyon kapattığı anda bilgisayarın kısa bir siren sesi çıkarmasını sağladım.

Takdir edersiniz ki, o sesler müthiş bir keyif kaynağıydı benim için. Ama aynı seslerden mustarip olan komşular hayli hoşnutsuz idiler. Tamamiyle bir de saflık edip, sözüm ona durumu hoş görsünler diye tuttum onlara Fermi’yi anlattım. “—Hadi bakalım. Fermi’nin sinyallerinin önemi mi daha büyük, benimkilerin mi?”

Bundan sonra da ne kıyametler koptu ne kıyametler.

Halen gülüp dururum. İnanmayan alttaki bandı tıklayabilir.

Bilindiği üzere kuvantum dalgaları bakışımlı (simetrik) ve bakışımsız bileşenlerden yani kosinüs ve sinüs fonksiyonlarının toplamlarıyla ifade edilebilen iki parçanın toplamıdır. Bu sitede yayımlaya geldiğim günlük S&P 500 ve Bitcoin sonuçları, sadece bakışımlı bileşenler kullanılarak elde edilmektedir. Alttaki PDF’dekiler ise tümleşik yani hem bakışımlı hem de bakışımsız bileşenlerden oluşan kuvantum dalgalarından elde edilmiştir.

Sonuçların doğrusallığına özellikle dikkat çekmek isterim.

Örneğin, S&P 500 sonuçlarını ele ele alacak olursak, öncekiler gibi yine 1Tem2022’den beri neredeyse mükemmelen düzenli olarak günde %0,2’lik veya 10 kaldıraç ile %2’lik kazanç sağlayabildikleri kolayca görülebilir. İlgili grafiğin sağ üst köşesinde verildiği gibi robot kazançları doğrusal ve eğimi 0,002 olan bir çizgi ile yaklaştırılabilmektedir. Bu da yıllık yaklaşık 141,27 üç yılda da yaklaşık 2,88milyon kat kazanç sağlayabileceği anlamına gelir.

Sugar#11 bot gelirlerinin de doğrusal ama bu kez logaritmik bazda doğrusal olduğu en alttaki grafikte görülebilir. Bu demektir ki, Sugar#11 bot günlük gelirleri günden güne üssel (exponential) olarak artmaktadır. Bir de bunların toplamı düşünüldüğünde…

Bundan sonrası Sezen’in dediği gibidir; ne kavgam biter ne sevdam.

Bu yazıda adı anılmış anılmamış her bedbahta selamım olsun!

x ışınlarından kuarklara PDF

Bir yanıt yazın