Hiç ve Herşey 2

Hiç ve Herşey 2

Camında “herşey var” yazan hayâli dükkânda “yok” olmadığı için durumdan kamu yararına vazife çıkarıp ilgili dükkâncıyla “aldatıcı reklâm” yaptığı gerekçesiyle mahkemeleştim. Davanın kadısı Nasreddin Hoca idi. Kadının gayet keskin zekâlı bir yetkin lâfebesi olduğunu bildiğim için, stratejik olarak mevzuu derinden değerlendirmek gereği lüzum etti. Dedim ki,

-“Herşey var” diye yazmış ama ben yoktum meselâ dükkânda.

Hoca şöyle bir dik baktı bana, sakalını sıvazladı ve ardından şöyle ünledi;

-İyi hoş da dükkâna girmedin mi? O zaman, sen de dükkânda olduğuna göre mesele kalmamış demektir.

Biraz düşündükten sonra şöyle karşıladım o sözü;

-Ama çıktım. Çıktığımda baktım gördüm ki, dükkân camında halen “herşey var” yazıyor idi. Ama ben dükkân dışında idim.

-Bakmayıvereydin sen de. Bakmadığında, ne dükkânı ne camını ne de yazısını bilirsin. Haksız mıyım?

Vay canına! B. Spinoza felsefesini (*) hatmetmiş bir kadı ile karşı karşıya idim demek ki. Ne yapsaydım acep?

Biraz daha derinden gitmeye karar verdim.

-Peki ya şuna ne diyeceksiniz? Baksam da bakmasam da biliyorum ki, o dükkânda o dükkânın kendisi yok. Olamaz …

diye devam edecektim ki, hoca kıkır kıkır gülerek şunları söyledi;

-Hoppalaaa! Bunu da nereden çıkardın? Herşey kendini içerir. İçermez mi?

Anında Yûnus’un şu dizesi geldi aklıma “Bir ben vardır bende, benden içeru”.

Derin bir nefes aldım ve o nefesi verirken bir de karar verdim. Konu dallanıp budaklanıyordu giderek. İyisi mi, konunun özüne inmeliydim ivedilikle.

-Şu nedenle aldatıldığım kandırıldığım apaçık ortada hâkim, af edin,  kadı bey! Camdaki ilânı görüp, “yok” almak için dükkâna girdim. Ama “yok yok” muş. Hüsrana uğradım açıkçası.

Eyvah ki ne eyvah!

Nasreddin Hoca dik dik baktı yine bana. Bir kaşını da kaldırdı. Eliyle kavuğunu da şöyle bir geriye ittikten sonra,

-Üstünde oturduğun halının şu köşe ucunu kaldırıver hele! Durma, davran! Kaldır, kaldır!

Dediğini tıpatıp yaptım elbette. Ben halıyı ucundan kaldırırken o dedi ki;

-Ne var halının altında? Bir şey var mı?

Hiçbir şey yoktu.

-Yok

deyiverdim. Hoca da

-Al da git o zaman yokunu. Bu dava da kapansın.

Tokmağı yoktu, önündeki X şekilli rahlenin tepesine orta parmağının orta boğumuyla tık diye vuruverdi.

(*)https://plato.stanford.edu/search/search?query=Spinoza

 

 

Devamı var: G. Frege ve B. Russell, naçizane

Bir yanıt yazın